üç hikaye birden dinledik bugün,
birincisi ölmüş,
daha doğrusu artık öldüğüne karar verilmiş insanlar
tarafından,
bir ayakkabının hikayesiydi.
ikincisi yapayalnız bırakılmış,
daha doğrusu güzel bir yanlışlıkla sağ bırakılmış;
evlerin, yolların, duvarların ortasında çınar diye
bilinen,
oysa ölü dostlarının büyü diye büyüttüğü,
bir ağacın hikayesiydi.
üçüncüsü işi gücü hikaye öğrenmek,
daha doğrusu hikaye uydurup üç kişi görse hemen
anlatmak olan,
biraz yerden biraz gökten kaçırılmış gözleri ve
elleriyle kendine koyulan,
bir adamın hikayesiydi.
ayakkabı bildiğimiz ayakkabı işte,
insan bencilliği devamı eskimiş yüzüne
artık bakılmayan
önce hikaye düşmanları
sonra hikaye uydurucular giyer cinsten
ayakkabı
dalları çatılardan kaçan çınarın
dibine
artık yemekler, naylon torbalarla
büyü diye büyütülenin dibine
bırakılmış
büyü önceleri çay içilen gölgesinde
rüzgar ve işsiz uğrağı
sonraları işsizlerin ve gölgelerin
öldüğünün şahidi
uzun ironisinde alır verir insanın
çömelip rüzgârlığa yalvardığı
büyü seslerin dönüp kendine
kırıldığı...
kırık her sesten tanınmaz yaşarlıkları
bilen adamın
yaşamak için saklandığı boya
sandığının ardından
orta yere kurulmuş çaresiz büyüyü
gözlediği...
çekilmiş suyun kumu mu?
yağmış suyun seli mi?
akan suyun feri mi?
hangisinden gelmişse geri gitmek için
son kez ayakkabılarını
temizlediği...
deniz karanfil
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder