1 Kasım 2015 Pazar

Jeremy Profit: Artık protesto etmiyorlar, intihar ediyorlar

Söyleşi: Erman Akçay
Çeviri: Evren Evrim Önal

Jeremy merhaba, söyleşiyi kabul ettiğin için teşekkürler. İnternet ortamında seninle ilgili
hiçbir bilgiye erişemedik. Dolayısıyla merak ediyoruz, bilinçli bir gizlenme söz konusu
mu?

Bununla ilgili ilginç birşeyler söylemek isterdim ama gerçek şu ki bir internet sitesi oluşturmak,
blog ya da facebook sayfası açmak gibi şeylerle hiç ilgilenmiyorum. İşlerimin görülmesi
ve bir dinamik elde etmek için bunu yapmam gerektiğini biliyorum ama zamanım yok. Bir
işimin olmasının yanı sıra evde çizim yapıyorum. Kendime her zaman şöyle diyorum: Görülmeye
değer olacak daha iyi çizimler yaptığımda, işlerimi sergileyeceğim. Ayrıca işlerim -ki 4
ya da 5 yaşından beri çiziyorum- oldukça büyük ve bir bilgisayar ekranından görebilmek kolay
değil. Bugünlerde ‘tumblr’da blog açmaya çalışıyorum… Yani, hayır, kasıtlı olarak gizlenmiyorum.

Çalışmalarında gözlemlediğimiz kadarıyla inatçı bir şekilde kaza, yaralanma, rehin
alınma, şiddet, intihar ve ölüm temalarına eğiliyorsun? Ölüme olan bu takıntı nereden
kaynaklanıyor? Neden böyle bir dil geliştirdiğini biraz açabilir misin?

Evet, işlerimde şiddet var. Kapitalist toplumda şiddet her yerde. Hatta medya ve televizyon
reklamları konfora ve barışa methiyeler dizse de, kapitalizm 1914’ten beri dünyanın her yerinde
kesintisiz savaşını sürdürüyor. Ciddi ciddi çizimler yapmaya başlamadan önce, punk müzikle ilgileniyordum, daha doğrusu gerçekten şiddet içeren bir tür olan grindcore ile. Grubumun adı “Öpstand”dı ve müziğimiz aşırı saldırgan, şarkı sözlerimiz oldukça politikti. Bir bakıma çizimlerimle de aynı şeyi yapmaya çalıştığımı düşünüyorum, politik unsurlar daha soyut olsa da.

Hikayeleri okumakta zorlanıyorum. Resimlerindeki katil ve kurban ilişkisi ile nasıl bir
dengeyi resmetmeye çalışıyorsun? Buna kapitalist sistem ve kurbanları diyebilir miyiz?

Hikayeler var tabi ama hikayelerin konusunu anlamak zor. Hikayeleri bozmak için bir sürü
şey birden koymaya çalışıyorum. Bu bazen işe yarıyor, bazen de hikayenin ne hakkında olduğu
anlaşılıyor ve ben başarısız olmuş oluyorum. Herkesin çizimlere farklı yorumlar getirmesi
hoşuma gidiyor. İnsanları çizimlerim hakkında konuşurken duymak biraz komik çünkü
her zaman benim hiç aklımdan geçmemiş hikayeler düşünüyorlar. Kapitalizm ve kurbanları…
Çizimlerimi yaparken içine günlük yaşamdan resimler koyuyorum, özellikle şiddet
barındıran savaş konulu fotoğraf gazeteciliğinden, kapitalizmin dünyanın dört bir yanında neden
olduğu yıkımdan. Çizimlerim bunların dışında bizim toplumumuzun depresyonu hakkında
konuşur. Emekçi sınıfın yıkımı gerçekleşti, tüketildi. İnsanlar, böylesine şiddet barındıran
bir toplumda, kolektif değişim umudundan yoksun bir şekilde, bireysel var oluş savaşı veriyorlar.

Artık kolektif bir umudu besleyecek, ayakta tutacak hiçbir şey yok.

Bordeaux’da yaşıyorsun; Fransa’da gündelik hayat, insanlar nasıl? Sanatın ve kültürün
merkezi olan batı’nın kültürel anlamda tıkanıklık yaşadığı bir döneme girdiğini düşünenler
var. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misin?

Fransa’da günlük yaşam… Burası zengin bir ülke dolayısıyla her şeye sahipsiniz. Yani
ulaşım, altyapı, tesisler, bilgisayar, her yerde internet falan… Burada hayat, Peru’yla ya da
Somali’yle karşılaştırıldığında çok daha kolay. Ama tabi bu herkes için kolay olduğu anlamına
gelmiyor. Eğer bir işin yoksa, burada hayat hiç kolay değil. Eğer bir göçmensen ya da
müslümansan, bir işin bile olsa burada hayat hiç kolay değil çünkü çok büyük bir baskı altındasın
demektir. Ücretli çalışan birçok insan, “Yeter artık” der gibi çalıştığı fabrikada ya da
ofiste intihar ediyor. Son yıllarda sanki bu yeni bir fenomen. Antidepresan ilaç tüketiminde
dünya rekoru Fransa’nın. Bu ülkede iyi hissetmek çok zor. Sanırım bu duruma iki açıklama
getirilebilir. Herşeyden önce Fransa oldukça bireysel bir ülke ama aynı zamanda politik ve
kolektif düşünme konusunda da oldukça idealist. Günümüzde politik ve idealist duruş çökmüş
durumda. İşçi sınıfı hareketi ve sınıf savaşı yenik durumda. (Hemen söyleyeyim: İnsanlar
artık protesto etmiyor, intihar ediyorlar.) Ve artık kolektif bir umudu besleyecek, ayakta tutacak
hiçbir şey yok. Yani, Fransa depresif ve bireysel. Politikacılar asıl problemin göçmenlerden
ve müslümanlardan kaynaklandığına insanları inandırmaya çalışıyorlar. Gerçekten çok
utanç verici. Oldukça kapalı bir ülke ve bu daha ne kadar süre böyle devam edecek bilmiyorum.
Fransız baharına ihtiyacımız var!

Yapabileceğim ikinci açıklama ise -hatta bu sorduğun soruyu cevaplandırabilir belki-
Fransa’nın özellikle kültürel anlamda dünyanın gözünden düşmesi. Fransa geçmişte büyük
sanatçıları, yazarları, entellektüelleri ile önemli olan bir ülkeydi. Dünyadaki tüm ülkeler yeni
ve büyük şeyler yaratıyorlar şimdilerde. Belki Fransa da Batı Avrupa’nın tamamı gibi, kendiyle
ilgili şüpheye düşmüştür.

Bir sanatçı olarak yaşadığın düzene bakış açını öğrenebilir miyiz?

Kapitalist bir dünya. İnsanları kapitalizme karşı hiçbir şey bir arada tutamadığında, daima
aynı şey oluyor: eski kapitalist sistem sınıf atlıyor ve her şeye sahip oluyor. Ve kendi egemenliğini
meşrulaştırmak için ideoloji üreten, savaşlar çıkaran, petrol gaz gibi yeryüzü
kaynaklarını kontrol etmeye çalışan bir kapitalizm.

Sistemi değiştirmek için bir şeyler yapmak çok zor. Toplumu yalnızca kitle hareketinin
değiştirebileceğine inanıyorum. Yıllar önce Marxist hareketin içindeydim ve hala militarist
eyleme inancım tam. Ben kişisel olarak bırakmayı tercih ettim. Militan olmak yapılacak iyi
bir şeydi. Bana çok şey kazandırdı ama harekete hiçbir şey katmadığımı ve bu konuda da
kendimi iyi hissetmediğimi fark ettim. Ama kim bilir, belki ilerde devam ederim.

Bilmiyorum ama bir sanatçı olarak eğer işlerimin politik bir yanı varsa da, bu kesinlikle politika
yapmaktan ya da militan hareketten tamamen farklı. Çizimlerimle herhangi bir şeye karşı
gerçek bir mücadele verdiğimi düşünmüyorum. Yalnızca bu yaptığım şeyin daha verimli, etkili
olduğunu ve beni uyanık ve hayatta tuttuğunu hissediyorum.

Fransa’nın son dönemki dış politikalarını nasıl yorumluyorsun? Fransa’yı az da olsa
Anti-Amerikan buluyor musun? Ayrıca Arap Baharını ve benzeri hareketleri destekleyen
hatta doğrudan hareketin içinde yer alan batılı güçler için ne söylemek istersin? Sence
bir şeyleri değiştirebilirler mi?

Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri müttefikler. Sanki bazen her konuda tam olarak anlaşamıyorlar. Ama temelde aynı dış politika anlayışına sahipler. Fransa, Afganistan’da ABD
ile birlikte yer aldı ve daha sonra Libya’da. Şimdilerde Fransa gaz şirketlerini, petrol şirketlerini
ve başka diğer şirketleri savunmak için Mali’de.

Arap Baharı’na gelince… Orada neler olduğunu söylemek oldukça zor. O insanların düşüncelerini
dile getirmeleri çok olumlu bir şey ve protestolarıyla toplumu değiştirebilirler. Gerçekten
harika! Umarım batılı güçler ve Fransa hiçbir müdahalede bulunmaz ve insanlar kendi
seçimlerini yapar, kendi değişimlerini gerçekleştirirler. Batılı güçlerin herhangi bir yerde

olumlu etkilerde bulunabileceğine asla inanmayacağım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder