17 Eylül 2015 Perşembe

Tam 1 Çirkeflik İçine Düşmüşüm!

Oyun evresi

Tanrı yazmam için izin verdi…
Tüm sözcükler bir vahiy gibi indi dilime, kalemime.
Yazmanın bir hastalık olduğu yerde, paranoyakların sadece çalıntı imgelere ihtiyaçları vardır. Monologun girdaba dönüştüğü yerde, diyalog hep imkânsızdır.

Dikkat!

Takip edilmen seni bir yazar yapmaya yetmez. Sapkınlığın dili geceye uçkur çözerken, ben kadının kırmızı çerçeveli gözlüklerinde esir kalamam. Burası senin şehrin değil; selamsız bir hiçlik içinde yalnızlığın usulca beklemekte.

Ruhunun gizini gördüğünde şöyle haykırmıştı kadın: tam bir çirkeflik içine düşmüşüm!

oyun teorisine giriş:

1-her oyun kendinle oynanır.
2-robot adamlardan soru cümleleri çıkması bir risktir .
3-güneş her zaman aydınlıksa hayat hep sıkıcı bir karmaşaya mı evrilir?

Çalıntı metinlerimi kışkırtacak imgeler gerek mi, bu galaksi de ‘tıp’ oyunu oynanıyorsa? Kutsal bir ayartıcı olarak evdeki hemşire telkinleri, çocuk susuşlarda; sus, sus, us…

Tanrı oda-yazımı terk etti.

oyunlara katılım bilgisi:

Bir ismin mutlaka olmalı, yoksa simgesel düzende hiç yoksun. Peki, bay perşembe olası her dünyada nesnel bir isim midir? Bir şeyler bırakmak istiyorum geride her ölümlü gibi, benimkisi mutlak yazılı olarak. Tanrı benden ismimi çaldığı günden beri, sadece bir metinim.

oyunbozan

Sözcüklerimi geri istiyorum. Tek bir şiire vurulabilecek sözcükleri. Yazmak bir monolog eyleminden başka ne olabilir ki? Ölümlü bir bedenin içsel döküntüleri. Yazılabilecek her metin bir sayıklama.
Tanrının imgelerini aldığı bir kalem, çalacak düş arıyor, satırlara vuracak. Yalnızlık ruhumun cilası,
bilmiyorum, belki anımsıyorum: sıfırdan başlayan Babil Kulesi.
‘sıfır noktasına varınca sayacı sıfırla’-bir romanın giriş alıntısı.

Neuromancer-William Gibson

Romanın özeti= Lacan’ın teorisine göre iletişim imkânsız bir eylemdir. Bilgisayar korsanı Case, yapay zekâ ile iletişeme geçecektir, sanal bir uzayda. Türler ötesi, soyutla somutun tek koordinatta buluştuğu bir sex deneyimi. Ve bu bana ilham verdi.

oyundişi

Evdeki kadını kısaca öldürdüm; sessiz ve kısa olur bu hep. Ve o gece tüm bedenin en işe yarar kısımlarını pişirip, yedim: beynini, kalbini, dudaklarını, amını…

Gece sözcükler sökün etti ufkuma. Sabaha kadar durmadan yazdım. İnsanlar işe giderlerken sızmışım, öğlen kalkıp hiç durmadan 30 saat yazdım. Sanırım ilk romanımı kısa sürede bitireceğim. Kadının eti her zamanki gibi, her sevişmemizdeki gibi lezzetliydi, akıcı ve neredeyse kaygandı. Tıpkı şu an bir ekrana akıp duran imgelerim gibi.

Tanrı; yine benimle, teşekkürler Sayın Tanrı.


Rafet Arslan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder