Oyun evresi
Tanrı yazmam için izin verdi…
Tüm sözcükler bir vahiy gibi indi dilime, kalemime.
Yazmanın bir hastalık olduğu yerde, paranoyakların sadece
çalıntı imgelere ihtiyaçları vardır. Monologun girdaba dönüştüğü yerde, diyalog hep imkânsızdır.
Dikkat!
Takip edilmen seni bir yazar yapmaya yetmez. Sapkınlığın
dili geceye uçkur çözerken, ben kadının kırmızı çerçeveli gözlüklerinde esir kalamam. Burası senin şehrin
değil; selamsız bir hiçlik içinde yalnızlığın usulca beklemekte.
Ruhunun gizini gördüğünde şöyle haykırmıştı kadın: tam bir
çirkeflik içine düşmüşüm!
oyun teorisine giriş:
1-her oyun kendinle oynanır.
2-robot adamlardan soru cümleleri çıkması bir risktir .
3-güneş her zaman aydınlıksa hayat hep sıkıcı bir karmaşaya
mı evrilir?
Çalıntı metinlerimi kışkırtacak imgeler gerek mi, bu galaksi
de ‘tıp’ oyunu oynanıyorsa? Kutsal bir ayartıcı olarak evdeki hemşire
telkinleri, çocuk susuşlarda; sus, sus, us…
Tanrı oda-yazımı terk etti.
oyunlara katılım bilgisi:
Bir ismin mutlaka olmalı, yoksa simgesel düzende hiç yoksun.
Peki, bay perşembe olası her dünyada nesnel bir isim midir? Bir şeyler bırakmak
istiyorum geride her ölümlü gibi, benimkisi mutlak yazılı olarak. Tanrı benden
ismimi çaldığı günden beri, sadece bir metinim.
oyunbozan
Sözcüklerimi geri istiyorum. Tek bir şiire vurulabilecek
sözcükleri. Yazmak bir monolog eyleminden başka ne olabilir ki? Ölümlü bir
bedenin içsel döküntüleri. Yazılabilecek her metin bir sayıklama.
Tanrının imgelerini aldığı bir kalem, çalacak düş arıyor,
satırlara vuracak. Yalnızlık ruhumun cilası,
bilmiyorum, belki anımsıyorum: sıfırdan başlayan Babil
Kulesi.
‘sıfır noktasına varınca sayacı sıfırla’-bir romanın giriş
alıntısı.
Neuromancer-William Gibson
Romanın özeti= Lacan’ın teorisine göre iletişim imkânsız bir
eylemdir. Bilgisayar korsanı Case, yapay zekâ ile iletişeme geçecektir, sanal
bir uzayda. Türler ötesi, soyutla somutun tek koordinatta buluştuğu bir sex deneyimi.
Ve bu bana ilham verdi.
oyundişi
Evdeki kadını kısaca öldürdüm; sessiz ve kısa olur bu hep.
Ve o gece tüm bedenin en işe yarar kısımlarını pişirip, yedim: beynini,
kalbini, dudaklarını, amını…
Gece sözcükler sökün etti ufkuma. Sabaha kadar durmadan
yazdım. İnsanlar işe giderlerken sızmışım, öğlen kalkıp hiç durmadan 30 saat yazdım. Sanırım ilk romanımı
kısa sürede bitireceğim. Kadının eti her zamanki gibi, her sevişmemizdeki gibi lezzetliydi, akıcı ve
neredeyse kaygandı. Tıpkı şu an bir ekrana akıp duran imgelerim gibi.
Tanrı; yine benimle, teşekkürler Sayın Tanrı.
Rafet Arslan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder