17 Eylül 2015 Perşembe

Sivas Dersim Roboski Reyhanlı: Artık Hepimiz Biraz Daha Az İnsan’ız

sarı iş makinaları kadim bir nehri dövüyor dijital fotoğraflarda. düne göre daha suskunum. az önce haber okumaktan geldim ‘evde yoktum’.. oysa ne ilhan berk şiir yazıyor artık ne de adile naşit in uykudan önce si var.. şimdi savaş var..durdum iki saattir okuduğum yazılara baktım.. uğraşıma... ne yana dönsem bir haber kırıntısı görüyorum.. bu saat itibarıyla zehirliyim ben.

uluslar arası basın reyhanlı daki patlamada ölenlerin sayısını 170 civarında bildiriyor. bir kişi ile 170 kişinin ölümü arasındaki fark nedir. ölüm sayısal bir nicelik olarak kabul edilirse hep daha fazlasına öykünmez mi. bu bakımdan ölü sayısına 40 ya da 170 demek hangimizi daha çok ‘haklı’ yapar. üstelik bu saldırının, ipini koparmış gibi ortalığı vahşi bir şekilde yıkan sözüm ona ‘muhalif’ fundamentalist selefi danalar tarafından gerçekleştirildiği biz ülkemiz dışında nerdeyse sağır sultana bile ayan olmuşken... tam burda orwel in 1984’ünü anımsıyorum...’büyük birader in gözü senin üstünde’ ..anlaşılan büyük ve küçük olmak üzere her kalem biraderin gözü üzerimizde.. yoksa bu suskunluk kisvesine bürünmüş habis korkaklığımızı neye yorabiliriz..

kibrit kutusunu dijital cep telefonlarımızda baş parmağımız ve işaret parmağımız marifetiyle büyütüp ‘ev’ yaptık. sonra güncel eşyalar oyuncaklar alıp döşedik ve dünyayla bağımızı kesip kafamızı desenli yastıklarımıza desenli mutfak kokularımıza.. akrabalarımıza arkadaşlarımza alışkanlıklarımıza kredi kartlarımıza tamahkarlığımıza gömdük..kimse bize dokumanaz sandık bize her türlü dokundular..artık herşeyi biliyoruz dedik..cehaletin bu kadarının ancak bu piç tahsille mümkün olduğunu evrene biz öğretmiş olduk.. apartman dairelerinin kurallı köşelerindeki zavallılığımız bize yetmiyormuş gibi bir de bu kutunun içinde yeni bir sanal kutucuk yarattık.. adı televizyon aristodan aşırdığımız zehirli katarsis i şiar edinip o kutudaki monologlarla insan olmamızın doğal mirasından fersahlarca uzağa atıldık. türlü hilelerle..kirli oyunlarla inşa edilmiş mutfaklarından çıkma zehirli çikolataları ‘bağımsız haberler’ diye dinleyip kendimizi bir bok sandık... hastalıklı matruşkalar oluverdik kendi tekliğimize.

o sanal kutucukların dünyasındaki riyakarlığa pasifliğe ve tembelliğe teşne ruhumuzun kıçını serdiğimiz minderden reyhanlı yı seyrediyoruz şimdi. ölenlerin gerçek sayısı kaç acaba.

bizim adımıza allah beğenen, içtiğimiz ayranı bile tescilleyen kaç çocuk yapacağımızı bize kızgınca dikte eden büyük biraderimiz her yerde..upss işimizi kaybedebiliriz.. tezgaha gelebilir ‘kirli çamaşırlarımızı’ ortalığa serilmiş bulabiliriz. ..istikbalimiz.... peki ya çocuklarımız.. susalım mı .. susalım.... azalmak ve onurdan erdemden on binlerce yılın kanıyla teriyle emeğiyle akıl ve aşkıyla birikmiş bakiyesinden damıtılan bu mavi kürenin içinde sanal abdestli yeni sürüm sözüm ona ‘hayat’la yaşayalım öyle mi..bunca on bin yıllık birikimi ‘küfür’ sayıp paradaki sıfırları atar gibi yeni bir tarihe mi inanalım..

yanı başımızda insanlar bir birini boğazlarken. kadınlara alçakça tecavüz edilip erkeklerin kulakları burunları dudakları kesilirken biz hangi komedi dizisine güleceğiz. üstelik o estetikten zekadan yaratıcılıktan uzak zavallı -gerçekten zavallı- dizilerimize bile sansür uygulanırken..(zaten kendileri başlı başına sansürken)...kabul edelim biz müsvedde bir ömür yaşamaya zorlanmış zavallı çağdaşlarız.. hiçbir gücümüz yok...sabaha doğru herhangi birimizi o çok sevgili kutucuklarımızdaki desenli döşeklerden alıp zindana atsalar ne yapabiliriz. sırtımızın bu güneşi görmekten kamburlaşan sanal külhanbeyi cakalı aynası bir mobese kameranın izansız öksürüğüne pişti olsa derdimizi kime anlatırız.. savaş uçakları başımıza bomba yağdırsa ve biz henüz on dört yaşında olsak ölürken ne değişir. .teker teker hepimiz -pehheyyy- derya deniziz.. yakışıklı güzel zengin bilgili yaratıcı iyi kalpli iyi huylu tuttuğu koparan çalışkan hünerli iktidar sahibi ahlak sahibiyiz öyle mi(fallarımız ve burçlarımız bile bize sıfat devşirirken).. öyle olsun..ama kabul edelim bizler birer hiçiz toplamda.. bu cinayetler hepimizin suçu..katil olan aslında bizler değil miyiz ki. araba süsü bir biblo köpek figürü gibi kafamız gövdemizin içinde her devinimde bir o yana bir bu yana salınanlar bizler değil miyiz.

sarı iş makinaları kadim bir nehri dövüyor dijital fotoğraflarda. kabul edelim düne göre artık toplamda hepimiz biraz daha az ‘insan’ız...

adem yeşilyurt

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder